Meditasyon ve health musics 4cd

Genel Yorum Yok »

Download @ Rapidshare:

http://rapidshare.com/files/372814853/izcelyaushaya.medit.4CD.part1.rar

http://rapidshare.com/files/372814952/izcelyaushaya.medit.4CD.part2.rar

http://rapidshare.com/files/372814974/izcelyaushaya.medit.4CD.part3.rar

http://rapidshare.com/files/372814629/izcelyaushaya.medit.4CD.part4.rar

http://rapidshare.com/files/372814397/izcelyaushaya.medit.4CD.part5.rar

Download @ hotfile:

http://hotfile.com/dl/36611800/b70d751/izcelyaushaya.medit.4CD.part1.rar.html
http://hotfile.com/dl/36611817/8c95d1e/izcelyaushaya.medit.4CD.part2.rar.html
http://hotfile.com/dl/36611835/743792a/izcelyaushaya.medit.4CD.part3.rar.html
http://hotfile.com/dl/36611860/9d48c95/izcelyaushaya.medit.4CD.part4.rar.html
http://hotfile.com/dl/36611864/d9518f5/izcelyaushaya.medit.4CD.part5.rar.html

Aztekler ve İnkalar Antik Dünyanın Kayıp Hazineleri Türkçe

Genel Yorum Yok »

Download @ Rapidshare:

http://rapidshare.com/files/372455387/Astekler_ve__nkalar._Turk_Che.part1.rar

http://rapidshare.com/files/372455610/Astekler_ve__nkalar._Turk_Che.part2.rar

http://rapidshare.com/files/372455585/Astekler_ve__nkalar._Turk_Che.part3.rar

http://rapidshare.com/files/372455554/Astekler_ve__nkalar._Turk_Che.part4.rar

http://rapidshare.com/files/372455516/Astekler_ve__nkalar._Turk_Che.part5.rar

Download @ Hotfile:

http://hotfile.com/dl/36465406/9c2bfa6/Astekler_ve__nkalar._Turk_Che.part1.rar.html
http://hotfile.com/dl/36465422/5acc249/Astekler_ve__nkalar._Turk_Che.part2.rar.html
http://hotfile.com/dl/36465437/b6f9123/Astekler_ve__nkalar._Turk_Che.part3.rar.html
http://hotfile.com/dl/36465451/1322baa/Astekler_ve__nkalar._Turk_Che.part4.rar.html
http://hotfile.com/dl/36465469/0bb58da/Astekler_ve__nkalar._Turk_Che.part5.rar.html

IMAX Mystery Of The Maya Belgeseli HDTV

Genel Yorum Yok »

Download @ Rapidshare:

http://rapidshare.com/files/372445848/Azhhteryzeri.part01.rar

http://rapidshare.com/files/372446343/Azhhteryzeri.part02.rar

http://rapidshare.com/files/372446185/Azhhteryzeri.part03.rar

http://rapidshare.com/files/372446219/Azhhteryzeri.part04.rar

http://rapidshare.com/files/372445909/Azhhteryzeri.part05.rar

http://rapidshare.com/files/372445944/Azhhteryzeri.part06.rar

http://rapidshare.com/files/372445886/Azhhteryzeri.part07.rar

http://rapidshare.com/files/372446165/Azhhteryzeri.part08.rar

http://rapidshare.com/files/372446022/Azhhteryzeri.part09.rar

http://rapidshare.com/files/372446189/Azhhteryzeri.part10.rar

Download @ hotfile:

http://hotfile.com/dl/36462096/5e96d12/Azhhteryzeri.part09.rar.html
http://hotfile.com/dl/36462110/8672f83/Azhhteryzeri.part01.rar.html
http://hotfile.com/dl/36462123/5181ae8/Azhhteryzeri.part07.rar.html
http://hotfile.com/dl/36462139/bb3616c/Azhhteryzeri.part05.rar.html
http://hotfile.com/dl/36462152/21edff5/Azhhteryzeri.part06.rar.html
http://hotfile.com/dl/36462172/8cf4f4c/Azhhteryzeri.part08.rar.html
http://hotfile.com/dl/36462190/14d5d92/Azhhteryzeri.part03.rar.html
http://hotfile.com/dl/36462206/e1fb634/Azhhteryzeri.part02.rar.html
http://hotfile.com/dl/36462229/29fa59b/Azhhteryzeri.part10.rar.html
http://hotfile.com/dl/36462244/2a28fb1/Azhhteryzeri.part04.rar.html

Kurban – İfrit

Genel Yorum Yok »

Cemre düştü toprağa
toprak döndü insana
boyun eğdi önünde
tüm mahlukat saygıyla

ayağa kalktı bir hınçla
eğilmem aciz kula
ateş artık isyanda
gezer ifrit aklında

ruhunu bana satanlar,
gelip benden alsınlar
efendi şimdi iktidar
iradeden yoksunlar,

oyları bana atsınlar
şeytandaki şu itibar

Kurban – Hakim

Genel Yorum Yok »

tokmak iner, ses kesilir
çok konuşan baş ezilir
kara cübbe kalem kırar
sallanan ip boyna doyar

aklında bin kurt dolaşır
kendine bile sataşır
elbet koyun kucağa düşer
kurt dişine kan yaraşır

insin tokmak, bitsin dünya
at bir tekme, dönsün dünya

zemin toprak, gezer koyun
dünya sofrasıdır kurdun
bazı koyun söz dinlemez

Depresyonun belirtileri nelerdir?

Genel Yorum Yok »

Depresyon değişik şekillerde ortaya çıkabilir:

  • Bazısında neden olmaksızın aniden ortaya çıkar
  • Bazısında stresli bir yaşam olayından sonra başlar
  • Bazen tek atak olarak yaşam boyu sürebilir
  • Bazen tekrarlayan ataklar halindedir
  • Bazen semptomların şiddetli olması ile hastalar iş yapamaz hale gelebilir
  • Bazıları ise iş yapabilir ama sürekli mutsuzluk hissederler

Aşağıdaki belirtilerden bazıları aynı anda sizde bulunuyorsa depresyon geçiriyor olabilirsiniz:

  • Kendini üzüntülü, değersiz, umutsuz, çaresiz, hissetme, içinde boşluk duygusu olması
  • Karar verme güçlüğü, konsantrasyon zorluğu, bellek bozukluğu
  • Daha önce zevk alınan iş ve aktiviteleden zevk alamama (cinsel isteksizlik dahil)
  • İşte, okulda, aile ve arkadaş arasında sorunların ortaya çıkması
  • Diğer insanlardan uzaklaşma ve yalnız kalma isteği
  • Enerji azlığı, yorgunluk hissi ve çabuk sinirlenme
  • Uyku bozukluğu (uykuya dalamama,uykuyu sürdürme güçlüğü, sabah erken uyanma veya fazla uyuma şeklinde olabilir)
  • Yeme bozukluğu (iştahta azalma veya artma),
  • Nedeni belli olmayan baş, boyun, sırt ağrısı gibi vücudun değişik yerlerinde sürekli ağrılar hissetme
  • Son zamanlarda fazla alkol almaya başlama veya yatıştırıcı ilaçları kullanma ihtiyacı hissetme
  • Kendine zarar verme, intihar planları yapma, intihar girişiminde bulunma veya kendi cenaze merasimini düşünme

Depresyon tanısı almak için bu belirtilerin hepsinin birden sizde olması gerekmez. Bu şikayetlerin birkaçı aynı anda sizde bulunuyorsa doktora başvurmanız gerekir. En sık görülen belirtilerden biri uyku ve iştah bozukluğudur. Bu belirtilerin çoğu aynı anda bulunuyorsa ağır depresyondan söz edilir. Depresyon ciddi bir hastalıktır. Kendi haline bırakıldığında zaman içinde düzelebileceği gibi genelde uzun süre devam eder veya ağırlaşır. Ağır depresyonda kişi iş güç yapamaz hale gelebilir ve bu durumda intihar riski yüksektir.

Uyku bozukluğu bir hastalık değildir başka hastalıklarda görülebilen bir belirtidir. Nedeninin araştırılması gerekir. Bedensel hastalıklar (astım, kalp hastalığı v.b.) nedeniyle olabileceği gibi psikiyatrik hastalıkların (depresyon, mani v.b.) çoğunda görülebilir. Depresyon hastaları sıklıkla uyku bozukluğundan yakınırlar. Bu nedenle uykusuzluk şikayetiniz varsa ve bir süredir devam ediyorsa çevrenizdeki insanların önerdiği ilaçları veya kendi başına eczaneden alınan uyku ilacını kullanmak yerine bir uzmana başvurarak altta yatan nedeni araştırmanızda fayda vardır.

ABD’de depresyon hastalarının 2/3’ü çeşitli nedenlerle tedavi görememektedir.Türkiyede bu konuda yapılmış araştırma yoktur ancak benim kanıma göre bu oran yurdumuzda çok daha yüksektir. Psikiyatriste başvurmama nedenlerinden bazıları şunlardır: hastalık bilinememekte, hastalar çevresi tarafından zayıf oldukları gerekçesi ile suçlanmakta, hastalık dolayısı ile iş güç yapamaz durumda olan hastalar yardım isteyecek enerjiyi kendilerinde bulamamakta bazende yanlış tanı konup tedavi yanlış uygulanmaktadır.

Depresyon hastalarının yardım istemek için genelde yardıma ihtiyacı vardır. Depresyonun doğası gereği hastalar genelde kendiliğinden yardım istemezler. Hastalar sıklıkla enerji, ilgi ve istek azlığından yakınırlar. Bu nedenle depresyonu olan hastaların aileleri, arkadaşları veya diğer hekimleri tarafından psikiyatriste yönlendirilmeleri gerekir. İntihar düşüncesi varsa acilen psikiyatriste başvurmak gerekir. Halk arasında yaygın olan inanışa göre intihar düşüncesini ifade eden kişiler pek intihar etmezler. Ancak yapılan araştırmalar bu inanışın doğru olmadığını göstermiştir. Bu nedenle bir yakınınız intihar düşüncelerini sık ifade ediyorsa bunu önemseyin ve en yakın zamanda bir uzmana başvurmasına yadımcı olun. Depresyona yakalanmak sizin tercihiniz değildir ancak tedavi olup olmamak sizin elinizdedir.

Kaynak: http://www.saglikrehberi.gen.tr/genel/depresyonun-belirtileri-nelerdir/

Dünyanın en sert içkisi= Absinthe (Yeşil Peri) Nasıl İçilir?

Genel Yorum Yok »

Tarihi

Absinthe ilk kez Henri Louis Pernod tarafindan 1805′de ticari olarak piyasaya surulen aromatik bir likordur. Artemisia absinthium ve diger bazi avrupaya has mutfak ve tipta kullanilan bitkilerin damitilmasi ile yapilir. %55 ile 90 arasi alkol ihtiva eder.

Avrupada uretime girdiginden beri gecen 200 yil boyunca, absinthe tum dunyada yaraticiligi arttiran ve afrodizyak bir icki olarak nam saldi. Ozellike çok ve sık Absinthe icmeleri olarak bilinen Van Gogh, Monet, Picasso ve Hemingway gibi sanatcilar sayesinde kisa zamanda une kavustu ve dunyaca tanindi.

Henri-Louis Pernod tarafindan yapilan ilk absinth melekotu, anason, fennel, hyssop, juniper, hint cevizi (muskat yada nutmeg) ve neurotoxin thujone iceren wormwood karisimindan olusan bir icki idi . Daha sonra icine Absinth’in “yesil peri” unvani kazanmasina neden olan klorofil ekleniyordu.

Ancak, 1850′lerde Absinth’in kronik kullanimlari artti . Cok fazla ve guclu miktarda alinan wormwood’un “absinth syndrome” yol actigi soylentileri basladi … Absinth syndrome, halisunasyun’dan sara hastaligina kadar pek cok sey ile bagdastirildi. Daha sonra Absinth’in sebep olacagi problemlerin, kisinin cocuklarin aktarilacagi seklinde inanislar olustu … Ozellikle bohem kesimin sıkca Absinthe kullaniyor olmasi, “sosyal hayat elden gidiyor”, “duzen yikiliyor” seklinde muhafazakar halki panige dusurdu … En son olarak Ingiltere’de cinnet geciren bir babanin ailesini katletmesi, adamin absinth bagimlisi olmasina dayandirilarak, once ingilterede sonra ise tum avrupa’da absinth yasaklandi.

Su anda absinthe amerika ve ingiltere’de halen yasak olmakla beraber, basta Fransa, İspanya, Çek Cumhuriyeti, Polonya olmak uzere, pek cok ulke tarafindan uretilip, tuketilmektedir.

Absinth Nasıl İçilir?
Click the image to open in full size.
Absinthe icimi degismekle beraber, en unlu yontemi louche’dir…Yani bizim raki’nin fransizcasi.
Ozel bir kasik uzerine biraz seker konur, absinthe bu kasik uzerinden bardaga aktarilir…sonra seker aleve verilir…4-5 saniye bekledikten sonra uzerine buzlu su eklenir. Aynen bizim raki’da oldugu gibi, absinthe beyaz bir renk alir…Seker hafifce karistirilarak afiyetle icilir
Click the image to open in full size. Click the image to open in full size. Click the image to open in full size. Click the image to open in full size.

‘Şişede Kokain’e sanal kampanya!

19’uncu yüzyılın kokaini olarak tanımlanan ‘Absinth’ adlı içki, internet üzerinden rahatça pazarlanıyor Bağımlılık yarattığı, halüsinasyon ve aşırı heyecana yol açtığı için birçok ülkede satışı yasaklanan ‘Absinth’ adlı içki, ‘sanal âlem’ internet sayesinde 19’uncu yüzyıldan kopup günümüze taşındı. 19. yüzyılın kokaini olarak tanımlanan ve o dönemde pek çok ozanın, ressamın, düşünürün gözde içkisi olan ‘Absinth’, çoğu ülkede yasak olmasına karşın internette şişesi 50 ile 130 dolar arasında değişen fiyatlardan satılıyor. Üstelik bir de kampanyası var: ‘Üç şişe alana bir şişe bedava!’ Ve iddialara göre, halüsinasyona ve beyinde hasara neden olduğu gerekçesiyle uyuşturucu kapsamına alınarak 1912’de ABD’de, 1915’te Avrupa’da yasaklanan Absinth, günümüzde bu etkileri pek bilinmediğinden gümrüklerden ‘yeşil bir likör’ olarak rahatça geçiyor. Çek Cumhuriyeti’nde üretilen Absinth, özel delikli kaşığının üzerinde küp şeker eritilip kadehe damlatılarak içiliyor. Absinth, eskiden güveleri yünlü cisimlerden uzak tutmak için kullanılan ‘Wormwood’ bitkisinin yapraklarının şaraba katılmasıyla elde ediliyor. İçkinin aktif maddesi ise afrodizyak etkiye sahip ‘thujone’.

TEKEL: TEKEL’i aradığımızda, ithal içkilerden sorumlu Pazarlama ve Dağıtım Müdürü Şahabettin Küçükyazıcı, ‘Absinth’le ilgili şunları söyledi: “Bu içkiyi bilmiyoruz ama geçenlerde Çek Cumhuriyeti’nden geldiler. Bu sorduğunuz içkiyi ithal etmek istiyor olabilirler. Gayet normal. Ticaret amaçlı olmadıkça, makul miktarlarda Absinth yılbaşından 15 gün önce ve sonra gümrüksüz olarak Türkiye’ye sokulabilir. Ticari amaçla numune olarak getirilirse belge veririz. Sorun olmaz.”

Üretimi

Absinthe üretimi üç temel etapta gerçekleşmektedir.Pelin bitkisi, yeşil anason maddeleri öncelikle saf alkol ile birleştirilir. Belirli bir süre bekletilen karışım damıtılarak sıvı elde edilir. Son etapta ise ısıtma yöntemi ile klorofil renklenme ortaya çıkmaktadır. Pelin bitkisinde bulunan cok büyük miktarda bulunan Thujyone maddesi aslen tıbbi amaçlı kullanılan bir maddedir.İyileştirici özellikteki bu maddenin yüksek dozları tehlikelidir.Thujyone,bilindiği kadarı ile yüksek dozajlarda beyinde tetrahydrocannabinol ile aynı etkiyi yapmaktadır.Bahsi geçen tetrahydrocannabinol maddesi marihuana içindeki aktif maddedir.Sonuç olarak yüksek dozajı bu uyuşturucu madde ile aynı etkiyi yapmaktadır.Zaten absinthe kelimesi, eski Yunanca’da apsinthion,yani acı anlamına gelir.Bu noktada böyle bir maddenin yuksek alkol oranı ile biraraya gelmesi içkinin asıl tehlikesini ortaya çıkartmaktadir.Bu nokta da,ortaya sanrılar,halüsinasyonik görüntüler çıkmaktadır.

Click the image to open in full size.

Başörtüsü Ve Kapanma

Genel Yorum Yok »

Peygamberimiz’in vefatından sonra din adına yapılan saptırma ve ilavelerde, kadınlarla ilgili konuların özel bir yeri olduğunu bir evvelki bölümde gördük. Kadınların kapanması ise kadınlarla ilgili uydurulanlar içinde özel bir yere sahiptir. Bu yüzden kitabımızda bu konuyu ayrı bir başlık altında inceliyoruz. İnsan memeli canlılar içinde tek çıplak doğan ve tek giyinendir. 7 Araf suresi 22. ayetten insanların giyinmesinin insanlık tarihi kadar eski olduğunu öğreniyoruz. Kıyafet, zamana, toplumun geleneklerine, iklimin şartlarına, meslek gruplarına, makama, mevkiye, yaşa ve birçok faktöre göre hem toplumlar arası hem de toplum içi çeşitlilik göstermiştir. Bazı toplumlar, Hint-Avrupa ırkında olduğu gibi tarih boyunca kıyafetlerinde birçok kere değişiklikler yapmışlardır. Bazı toplumlar ise, Asya toplumlarında olduğu gibi tarih boyunca kıyafetlerinde çok daha az değişiklikler yapmışlardır. Toplum içi kıyafet farklılıklarınınsa en iyi örneklerinden birisi Osmanlı’dır. Osmanlı’da padişah üç sorguçlu sarık takarken, veziri azam iki sorguçlu, halk ise tek sorguçlu takabilirdi. İki veya üç sorguç halka yasaktı. Saraylının, esnafın, tekkecinin, ayrı din mensubu kadın ve erkeklerin başlıkları, kıyafetleri, renkleri Osmanlı’da hep farklıydı. Bu kıyafetlerin farklılığı kanunlar ile korunurdu. Görüldüğü gibi hem toplumlar arası, hem toplum içi kıyafetlerin farklılığı, gelenek ve şartların bu kıyafetleri oluşturması, zengin malzemeli bir tarih ve sosyoloji konusudur.

SORUN GELENEĞİN DİNSELLEŞMESİDİR

Daha önce değindiğimiz gibi din adına uydurulanları incelersek, toplumun belli bir dönemindeki bakış açısının ve geleneklerinin dinselleştirilmesinin bunlarda önemli bir yeri olduğunu görürüz. Bu gelenekleri dinden ayırmanın yolu Kuran’dan anlaşılan kapanmanın din olduğunu; Kuran’dan çıkmayan kapanma şekillerinin, izahların din adına uydurma, geleneklerin dine sokulması olduğunu bilmektir. Şunu bir daha belirtelim ki geleneklerin bir kıyafet oluşturmasının bir mahsuru yoktur. Yanlış olan, tarihin belli bir anının ihtiyaçlarından doğan ve o toplumu ilgilendiren kıyafetlerin, evrensel olan ve binlerce yıllık zaman dilimine inmiş olan dine maledilmesidir. Örneğin, sarığı belli bir dönemde erkeklerin kıyafetini tamamlayan bir aksesuar, sıcaktan koruyan bir başlık olarak erkeklerin tümüne yakınının giymesi yanlış değildir. Yanlış olan, sarığın dinen kutsal bir giyecek olarak giyilmesi, başkalarına dîni kıyafet diye empoze edilmesi ve Kuran’da hiç bahsedilmeyen bir uygulamanın sevap diye dine sokulmasıdır. Görüldüğü gibi sorun belli bir toplumun geleneği sonucu sarığın takılması değil, o geleneğin din olarak takdimidir. Bu temel mantığı iyice kavramamız çarşaf, peçe, başörtüsünün nasıl dinselleştirildiğini anlamamızda ve bu kıyafet şekillerini gereği gibi değerlendirmemizde faydalı olacaktır. İlk önce yapmamız gerekeni yapalım ve Kuran’da kapanmayla ilgili geçen tüm ayetleri inceleyip Kuran’ın yani dinin istediği ölçüyü bulalım.

Ey ademoğulları! Size çirkin yerlerinizi örtecek giysi ve süs kıyafeti indirdik.

7- Araf Suresi 26

Araf 26’dan ve Araf 22’den avret yerlerini örtmenin ilk insandan beri hem erkek, hem kadın için örtünmenin minimumu olduğunu anlarız. Kadınlara özel giyinme ile ilgili ise Kuran’da 3 ayet vardır. Bu 3 ayeti incelemek kadının kıyafetinin nasıl olması gerektiğini, İslam’ın neyi söyleyip, neyi söylemediğini anlamamızı sağlar.

KURAN’DA BAŞI KAPAMAK GEÇMİYOR

Mümin kadınlara da söyle: Bakışları ölçülü olsun ve cinsel organlarını korusunlar. Süslerini, kendiliğinden görünenler hariç açmasınlar. Örtülerini yaka açıklarına koysunlar. Süslerini şu kişilerden başkasına göstermesinler: Kocaları, yahut babaları, yahut kocalarının babaları, yahut oğulları, yahut kocalarının oğulları, yahut kardeşleri, yahut kardeşlerinin oğulları, yahut kendi kadınları, yahut ellerinin altında bulunanlar, yahut kadına ihtiyaç duymaz olmuş erkeklerden kendilerinin hizmetinde bulunanlar, yahut kadınların mahrem yerlerini henüz anlayacak yaşa gelmemiş çocuklar. Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler, hepiniz topluca Allah’a tövbe edin ki kurtuluşa erebilesiniz.

24- Nur Suresi 31

Kadını kendi zihniyetine göre yaşatmak isteyen zihniyetin çarpıttığı ayetlerin başında bu ayet gelir. Bu ayetteki “hımar” kelimesi geniş manalı bir kelime olup örtü manasına gelir. Eski Arap yazılarına bakılırsa hımarın yere konulan, masaya örtülen veya herhangi bir örtüyü tarif edebileceğini görürüz. Hımar, başı örterse başörtüsü olur, masaya konursa masa örtüsü olur. Allah eğer “hımar” kelimesi ile başın örtülmesini isteseydi “hımarürres” gibi bir vurgulama ile başörtüsü diyebilirdi: Böylece “res” kelimesi ile baş bölgesi vurgulanır ve örtü kelimesi olan “hımar” ile beraber başörtüsü net bir şekilde anlaşılırdı. Nitekim abdest alınmasıyla ilgili ayette başın sıvazlanması söyenirken, baş kelimesi Arapça karşılığı ‘res’ ile vurgulanır.

Üstelik ayette kapatılacak yerin yaka açığı olduğu geçer. Yani hımarın başı kapatması değil, ayette açıkça yaka dekoltesini örtmesi istenir. (Yaka açığı manasına gelen ‘cuub’ kelimesi hem bu ayette kapanılacak bölgeyi belirtmek için, hem Hz. Musa’nın yaka açığına elini soktuğunu belirten ayetlerde geçer.) “Hımar” kelimesi sırf başörtüsü manasına gelse bile bu ayetten başı örtmek değil, yine yaka dekoltesini kapatmak anlaşılacaktı. Üstelik başörtüsünü Kuran’a maletmek isteyen zihniyet, açık bir saptırma yaparak “felyedribne” fiilini “salsınlar” diye tercüme etmeye kalkmıştır. Böylece ayeti okuyan “başörtüsünü yaka açıklarına salsınlar” şeklinde okuyacaktır. Oysa hiçbir şekilde “darabe” kökünden türeyen “felyedribne” fiili “salsınlar” manasına gelmez. Bu fiille örtünün yaka açığına konulması yani kapatılması anlatılır. Kuran’da salsınlar, indirsinler manasında “felyüdnine” kelimesi kullanılır. Allah böyle bir ifade kullanmak isteseydi “felyedribne” fiili yerine “felyüdnine” fiilini kullanabilirdi. Bu örnek bize gelenekçi zihniyetin, kendi fikirlerini doğru çıkartmak uğruna gereğinde Kuran’daki kelimelerin manasını kaydırmaktan çekinmediğini göstermektedir.

Ayette diğer dikkat etmemiz gereken nokta “süsler” kelimesi ile neyin kastedildiğidir. Bizim kanaatimize göre “süsler” kelimesi ile özellikle “göğüsler” kastedilmektedir. Çünkü ayetteki tüm noktalarla mantıklı bir şekilde göğüs bölgesinin uyum sağladığı kanaatindeyiz. Birincisi, ayette yaka açıklarının kapatılması geçiyor, yaka açıklarından ise göğüsler gözükür. İkincisi, ayette gizlenen süslerin belli edilmesi için ayakların yere vurulmaması geçiyor. Ayaklar yere vurulduğunda vücutta belli olacak yer özellikle göğüslerdir. (sütyenin o dönemde icad edilmediğini düşünürsek bu daha da iyi anlaşılır.) Üçüncüsü, ayetten kendiliğinden görünenler hariç süslerin kapanması söylenmektedir. Ne kadar kapatılmaya çalışılırsa çalışılsın özellikle iri göğüsler, çeşitli fiziksel hareketlerde, hatta rüzgarın esmesiyle elbise yapışınca bile kendini belli edebilir. Ayetten bunun doğal olduğu anlaşılır. Dördüncüsü, ayette süslerin kimlerin yanında açılabileceği söylenir. Kuran’daki diğer ayetlerden kadınların bir kısmının iki yıl gibi uzun bir süre çocuklarını emzirdiğini görüyoruz. Kadının, babası gibi yakınlarının yanında, çocuğu acıktığında ve ağladığında onu emzirmesi gerekebilir. Ayetteki bu açıklamanın özellikle bu konuda kadınlara büyük kolaylık sağlayacağı kanaatindeyiz. Tüm bu izahlara göğüs gibi uyan başka bir bölge bulunmadığı için süslerle özellikle göğüslerin kastedildiği sonucuna varabiliriz. Süsler kelimesinden ziynet, takı gibi maddelerin anlaşılamayacağı ayetin bütünsel olarak ele alınmasıyla açığa çıkar. Çünkü ayette kadınların süslerini kendi kadınları yanında açabileceği geçiyor. Takı gibi maddeler tahrik unsurundan daha çok hava atma unsuru olabilir. Eğer bu hava atma olayı engellenilmeye çalışılsaydı, buna ilk karşı cins erkekler yerine, aynı cinsten olan kadınlar dahil edilirdi. Ayrıca ayakları yere vurunca hangi ziynet, takı eşyası belli olur? Kendiliğinden gözüken ziynet, takı ne olabilir? Araf suresi 31’de ziynet eşyalarının mescid yanında giyilebileceğinin söylenmesi, takıların cami yanı gibi en kalabalık yerlerde de teşhir edilebildiğini, yani saklanmasına gerek olmadığını gösterir. Görüldüğü gibi mantıksal bir elemeyle gidildiğinde ayetin özellikle göğüs bölgesinin kapanmasını vurguladığı anlaşılır.

KURAN’DA TESETTÜR KELİMESİ YOK

Günümüzde kadının kapanması için kullanılan “tesettür” ifadesi de Kuran’da geçmez. İslam adına etrafında bu kadar büyük fırtınalar koparılan bir kavramın, yani “tesettür” ifadesinin İslam’ın temel kaynağı olan Kuran-ı Kerim’de bulunmaması önemlidir. Demek ki “tesettür” kelimesi dîni bir kavram olarak sonradan oluşturulmuştur.

“Ayette geçen “humur” ve onun tekili olan “hımar” kelimesi kadınların başlarına örttükleri beze verilen özel isim değildir. Herhangi bir örtüdür. Bir şeyi örten şeye “hımar” yani o şeyin örtüsü denir.” Arapça sözlükler El- Mucem ul Vasıf, El Müncid, Lisan-ı Arap, Tacul Arus’dan “hımar”ın temel manasının “örtmek” olduğunu göstermektedir. Anlaşılıyor ki mezheplerin yorumundan sonra “hımar” kelimesi ile sırf başörtüsünün anlaşılmaya çalışılması, bu sözlüklerde bu kelimenin bir manasının “başörtüsü” olmasını sağlamıştır. Fakat kelimenin temel manası mezheplerin kelimeleri tahrif etmesine rağmen bu sözlüklerden bile bellidir. Daha evvel açıkladığımız gibi ayette kapatılacak yerin yaka açığı olduğu söylenir, baştan bahsedilmez. “Arapça’da kadınların başlarına örttükleri şeyin özel adı “hımar” değil “mikna” ve “nasıyf”tır. Hangi Arapça sözlüğe bakılırsa bakılsın “mikna (çoğulu mekani)” ve “nasıyfın” hanımların başlarını örttükleri kumaşın adı olduğu yazılıdır.”

KURAN’DA ÜNİFORMA YOK

Kadınların kapanması konusunun daha da iyi anlaşılması için ikinci olarak Ahzab suresinin 59. ayetini de inceleyelim:

Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle cilbablarını(elbiselerini) üzerlerine giysinler. Bilinip incitilmemeleri için bu daha uygundur.

33-Ahzab Suresi 59

Bu ayetin anlaşılmasında kilit kelime “cilbab”dır. “Cilbab” Arapça’da gömlek, elbise gibi üste giyilen giysileri ifade eden bir kelimedir. Fakat hiçbir şekilde cilbab; belli bir yerden belli bir yere kadar örten giysi manasına gelmez. Gelenekçi İslamcıların kimisi kadının yüzü de dahil vücudunun tümünün örtülmesinin farz olduğunu, kimisi iki gözü, kimisi tek gözü dışındaki her yerini örtmesinin farz olduğunu, en ılımlıları ise yüz, eller ve ayaklar dışında her yerini örtmesinin farz olduğunu savunurlar. Oysa kadınların kapanmasıyla ilgili dinin tek kaynağı olan Kuran’da açıklananlar bu iki ayetle sınırlıdır. Yani kadınların başını örtmesi, peçe giymesi ve diğer anlatılan sınırlar Kuran’ın değil geleneklerin ve şahsi görüşlerin dine sokulmasının sonucudur. Eğer Allah böyle katı sınırlar çizmek isteseydi, bir ayette “Cilbabla; yüzünüz ve elleriniz dışında her yerinizi örtün” şeklinde bir sınırla kapanmanın sınırlarını çizebilirdi. Örneğin abdest ile ilgili ayette Allah, yıkanacak yerleri tek tek saymış ve “Dirseklere kadar ellerinizi yıkayın” gibi ifadelerle kesin sınırları koymuştur. Eğer Allah kapanmada da kesin sınırlar koymak isteseydi, bunu en azından bir cümleyle belirtebilirdi. Geçmiş kavimlerin başına gelenleri bile detaylarıyla anlatan Kuran, her şeyi açıkladığını kendisi söyleyen Kuran, eğer kapanmada sınırları belirlenmiş bir ölçü olacaksa ve bu bir tek cümleyle bile açıklanabilecekse, niye bu cümleyi içermesin? Bu açıklamanın olmaması, haşa Allah’ın unutmuş olmasından değil, bilakis bu tarzda kesin bir sınır koymak istememesindendir. Yukarıdaki 33-Ahzab suresi 59. ayeti ele alırsak, ayette kesin hatları olmayan esnek bir ölçünün olduğunu görürüz. Ayetten, üzere alınan elbiseyle kadının bilineceğini, böylece incitilmeyeceğini anlarız. Kadın namuslu bilinirse, bilinmemeden dolayı bir incitilmeye uğramaz. Bazı insanlar namussuz, fahişe sandıkları kadınlara takılıp onları incitebilir. Ayet kadının üzerine elbise alıp bunu önlemesini sağlıyor.

Peygamber’in döneminde kadınların bir kısmının çırılçıplağa yakın, göğüsleri açıkta dolaştığı, hatta İslam’ın hakimiyetinden önce putperestlerin Kabe’de haccı çıplak yaptığı söylenir. (Kurtubi, el Cami-il Ahkamil Kuran 7/189) 33-Ahzab suresi 33. ayetten de İslam’dan önceki cahiliye döneminde kadınların süslerini açığa vurduğunu anlayabiliriz. Kendi dönemindeki ölçüyü ve fahişe kadınların açıklığının derecesini bilen kadınlar, elbiselerini ona göre ayarlayıp bu tacizden kurtulurlar. Günümüzde de eğer böyle bir durum olursa; kadınlar, kendi yörelerini, geleneklerini, şartlarını gözönünde bulundurup, kendilerini fahişe tipli kadınlardan ayırıp tacizden kurtulurlar. Burada şuna dikkat edelim; kadınlar elbise giyip tanınmamaktan dolayı oluşan tacizden korunur. Toplumda kadın nasıl giyinirse giyinsin taciz edecek adamlar da olabilir. Ayet namuslu bilinmemeden dolayı oluşan tacizi önlüyor ve bunu önlerken “daha uygundur” tarzında yumuşak ifadeler kullanıyor. Yoksa bazı erkeklerin beğendiği bir kadını terbiyesizce taciz etmesi bu ayetin konusu değildir. Ayetin esnek ve şartlara göre ayarlanacak ifadesinden anlaşılmaktadır ki kadın cilbabını (elbisesini) öyle giyecektir ki; çıplaklığıyla fahişe mesajı verenlerden ayrılacak, tanınacak ve böylece tacizden korunup, daha uygun bir hareket tarzında bulunacaktır. Kıyafet nasıl olmalıdır sorusu görüldüğü gibi ayetin içinde gizlidir; kıyafet ayetin amacına uygun olmalıdır. Eğer ki amaç yerine sınırlar önemli olsaydı ve bunda katılık gerekseydi, Allah ayeti ona göre indirirdi. Kapanmayı temel olarak bu iki ayet tarif etmektedir. Kapanmayı tarif etmemesine rağmen, kadınların giyimine değinen son ayetse 24-Nur suresi 60. ayettir:

Nikah arzuları kalmamış, hayızdan kesilen kadınların süslerini göstermeye çalışmadan siyablarını (giysilerini) çıkarmalarında kendilerine bir günah yoktur. Sakınmak için iffetli davranmaları onlar için daha hayırlıdır. Allah İşitendir, Bilendir.

24-Nur suresi 60

Bu ayette geçen “siyab” kelimesi de hiçbir şekilde belli bir yerden belli bir yere kadar olan bölgeyi kapatan bir elbise manasına gelmez. Bu ayetten, belli bir yaşa gelmiş kadınların, kıyafetlerine daha az dikkat edebileceğini anlıyoruz.

SICAKTA BAŞIN ÖRTÜLMESİ KÜLTÜRELDİR

Görüldüğü gibi Kuran’ın tarif ettiği kapanmada, İslam adına bugün uygulanan kapanma şekillerinin, peçelerin, çarşafların, başörtülerinin tarifi yoktur. Yani bunların temeli dinimiz değil, örflerin, geleneklerin dinselleştirilmesidir. Peygamberimiz’in döneminde erkek, kadın birçok kişinin gelenek olarak başını örttüğü söylenir. Kıyafetlerin giyilişindeki temel sebeplerden birinin sıcaktan korunma olduğunu 16 Nahl suresi 81. ayette söylemektedir. Sıcak yörelerde başı örtmek, böylece güneşin etkilerinden, güneş çarpmalarından korunmak birçok sıcak iklimli bölgenin kültüründe vardır. Fakat ne yazık ki dinimizde kadının başının kapanması geleneği farzlaştırılmış, erkeğin başına sarık takması da sarıklı namaz kılanın 70 kat daha fazla sevap alacağı izahlarıyla dîni bir kıyafete dönüştürülmüştür. Oysa ne erkeğin sarığının, ne kadının başını örtmesinin Kuran’da geçmemesi, bunların dinsel bir nitelikleri olmadığının delilidir. Allah isteseydi “Erkekler sarıkla namaz kılsın” veya “Kadınlar saçlarının tek teli gözükmeyecek şekilde başörtüsü taksın” izahlarıyla konuya açıklık getirirdi.

Günümüzde başörtüsü için yapılan şamatayı ve eylemleri görenler Kuran’da geçmeyen bu hükmün İslam’ın en temel hükümlerinden biri olduğunu, Kuran’da ısrarla üzerinde durulduğunu sanmaktadırlar. Geleneğin savunulması, radikal hareketlerin karşı radikalizmi artırması, başörtüsünü birçok kere gündemin birinci maddesi yapmıştır. Başörtüsünü ısrarla savunup eylemler yapanlara, her eylemin, zıtlaşmanın sonunda, uğrunda bu kadar zahmete katlandıkları şeyin, din değil de gelenek olduğunu anlatmak daha da zorlaşmaktadır. Yapılan her eylem akıllı düşünmeyi, objektifliği kenara bıraktırıp, akılcılık, Kuran’ı samimi değerlendirme yerine örfe sahip çıkmayı, inadı ön plana aldırmaktadır. Başörtüsü yüzünden okulundan ayrılan bir kıza, “Başörtüsü diye, pardesülü kapanma diye bir şey dinde yok, sen din adına Arap örf ve adetlerine, Emevi ve Abbasi döneminin uydurmalarına sahip çıkıyorsun” deyince o kız sizi ne kadar objektif değerlendirebilir? Bu yüzden hepimiz dinci yobazlık kadar, kişisel hak ve özgürlükleri kısıtlayan; başörtüsü, kıyafet yasağı gibi gereksiz uygulamalarla insanları radikal çizgilere iten yasaklamacı kafalarla da mücadele etmek zorundayız. Çünkü bu kafalar ancak dinci yobazlığın ve radikalizmin artmasına sebep olurlar.

KADINLARI POŞETE SOKMA

Kuran’da gerekli malzemeyi bulamayan gelenekçilik , uydurma hadislerle, uydurma yorumlarla, mezhep izahlarıyla kadınları poşete sokulmuş şekilde kapatacak malzemeyi türetmiştir. Kuran’da 33-Ahzab suresi 52. ayette Peygamber’in, bu ayetin inişinden itibaren güzelliği hoşuna giden bir kadın dahi olsa, artık evlenmesinin helal olmadığı söylenir. Demek ki Peygamber’in döneminde kadınların kıyafetleri kimin ne kadar güzel olduğunu bilmeyi engellemiyordu. Oysa mezheplerin izahlarındaki çarşaftan, peçeden, başörtüsünden hangi hanımın ne kadar güzel olduğu nasıl anlaşılabilir? Birçok konuda olduğu gibi bu konuda da Kuran’ın gözardı edildiğini görüyoruz.

Her zaman olduğu gibi uydurma hadislerle dolu kitaplardan ise, işe gelen hadis alınmış, işe gelmeyen hadis görmezlikten gelinmiştir. Oysa hadis külliyatında Peygamber döneminde kadın ve erkeklerin aynı kaptan abdest aldıkları da geçer. (Bakın Buhari, vudu 43 Ebu Davud, taharet 39- İbni Mace, taharet 36-Nesai, taharet 56) Abdeste konu olan yerler, ayak, dirseklere kadar eller, yüz ve baş olduğuna göre bu hadisten kadınların erkeklerle karışık ve başı açık oldukları anlaşılır. Oysa gelenekçi İslamcılık bu hadisi yorumlayarak atar ve kendi kafasına uygun diğer malzemelere sarılır. Peki madem kadının sizin söylediğiniz şekilde kapanmasının açık bir hüküm olduğunu söylüyorsunuz, niye ayrı ayrı kapanma şekillerini savunuyorsunuz? Neden kiminiz peçe farzdır, kiminiz ise değildir diyor? Neden kiminiz kadınların elleri gözükemez deyip yaz-kış kadınlara eldiven giydiriyor da, kiminiz kadınların elleri gözükebilir diyor? Neden kiminiz çarşaf dışında hiçbir şeyle kapanılamaz diyor da, kiminiz pardesü ile de olabilir diyor? Hiç şüphesiz kesin sınırlı bir hüküm olsa, böyle ayrı ölçüler çıkmazdı. Tüm bu ayrı ölçüler, hükümler kapanma konusunda geleneklerin, örfün, Emevi, Abbasi döneminin kadına bakış açısının dinselleşmesinin neticeleridir. Her bir ayrı kapanma modeli de “Allah’ın isteği tam budur.” diye savunulup sanki Allah’ın aynı konuda beş-on tane ayrı görüşü varmış gibi bir komedi ortaya konulmuştur. Allah’ın kadınların giyinmesi konusundaki hükmü yukarıdaki 3 ayette bellidir ve bunlardan anlaşılan neyse kadının giyim tarzı öyle olmalıdır. Verilen esneklik de, tam bir sınırın olmaması da muhakkak hikmetlidir. Çünkü Kuran’ı indiren, hikmetli olan Allah’tır ve Allah bu dini yüzlerce yıllık zaman dilimine, apayrı kültürlere, apayrı adetlere, apayrı iklimlere indirmiştir. Ayetlerdeki esneklikler dinimizin her şart ve zaman dilimine uyumunu sağlayan Allah’ın rahmet ve hikmetleridirler. Emeviler’in, Abbasiler’in kendi görüşlerini dondurup, Allah’ın görüşünü kendi bakış açılarına hapsetmeye çalışmalarından dinimizi kurtarmak hepimizin Allah’a karşı borcudur.

TEK GÖZ İZAHI

Buraya kadar Kuran’ın kapanma ile ilgili ayetlerini gördük. Şimdi de gelenekçilerin vardığı uçuk sonuçları görelim: Şafii ve Hanbeli mezheplerinde kadının istisnasız tüm vücudu her zaman kapanması gereken bölgedir (yüz ve eller de dahil). Hanefi ve Maliki mezheplerinde ise bir tek eller ve yüz, o da fitne olmayan koşullarda açık olabilir.(Sabuni Tefsirul Ayatil Ahkam 2/154,155) Es Suddi: “Kadın gözlerinden birini ve yüzünün açık kalan göz kısmındaki tarafını kapatır. Sadece bir göz açıkta kalır.” Ebu Hayyan: “Endülüs’te adet böyle idi. Kadının bir gözünden başka hiçbir yeri görünmezdi.”( Ebu Hayyan, El Bahrul Muhit) Şafii imamları kadının kesilmiş olan tırnaklarına dahi bakmayı yasaklamışlardır.(İbni Hacer el Heytemi, İslam’da Helal ve Haramlar 2Ğ13) İslam’ın kadına farz kıldığı örtünme kadının yüzünü de içine almaktadır.(Fıkhus siyre sf:240) Kadının, yabancı erkeğin göğsüne, sırtına, bacağına lezzet korkusu olmasa bile bakması caiz değildir. Yüz ise fitne açısından ayaktan, saçtan ve bacaklardan daha ileridedir. Bu kısımlara bakmak ittifakla haram olduğuna göre, yüze bakmak da evveliyetle haram olması gereken bir fiildir. (Sabuni, Revai 2/156)

Gelenekçilikte varılan uçuk sonuçlar saymakla bitmeyecek kadar çoktur. Yukarıda gördüğümüz gibi bırakın kadının komple kapanması gerektiği, kadının kesilen tırnağının bile görülemeyeceği iddialar arasındadır. Tüm bu izahları yapan gelenekçilerin sanki dinin tek kaynağının Kuran olduğunu kabul ediyorlarmış gibi “hımar” kelimesini ve ayetleri çekiştirip, Kuran’ı kendi kafalarındaki modele örnek gösterme çabaları şaşılacak bir tutumdur. Asıl sorun kadının kalktığı yere oturulamayacağını, hiçbir yönetici vasfı olmadığını, erkeğin kölesi gibi olması gerektiğini, kadınların çoğunun cehennemlik olduğunu zanneden zihniyette olmaktır. Başörtüsü ve diğer kapanma çeşitleri kitabın 21. bölümünde gördüğümüz zihniyetin sonucudur. Fakat günümüzde başörtüsünün özel bir yer kazanması mevcut gösteri ve eylemlerin neticesidir. Yoksa başörtüsünün kadının kalktığı yere oturulamayacağı izahından bir farkı yoktur. Başörtüsünün bu kadar tartışılması çağımıza mahsustur. Çünkü uydurmaların ortaya atıldığı ilk dönemlerde tartışma konusu “Kadının hangi bölgelerinin dışındaki yerler gözükebilir?” şeklindeydi. Tartışma “Tek göz mü, çift göz mü, tamamen peçe ile mi?” şeklindeydi. Bu dönemde kadınları tamamen kapatanların çoğu başörtüsü değil, çarşaf gibi tepeden tırnağa örtüleri kullanıyorlardı. Görüldüğü gibi başörtüsünü “hımar” kelimesiyle açıklamaya kalkmak yeni bir gayrettir. Daha eski yıllarda “hımar”ı peçe şeklinde tanımlama gayretleri, bugünkü başörtüsü gayretlerinin önündeydi! Aslında Kuran bu izahların hiçbirine geçit verecek izahlar içermez. Yoksa Kuran kesilen tırnağınızı göstermeyin mi diyor? Kuran peçe ile yüzünüzü örtün mü diyor? Kuran’da saçınızın tek telini göstermeyin deniyor mu? Saçın kapanmasına dair bir açıklama var mı? Peki, başınızı örtün diye hiçbir ifade var mı? Madem ki Kuran’da tüm bu izahlar yok, samimi bir şekilde Kuran dışı kaynakları kullanıp bu uygulamaları çıkardığınızı itiraf edin. Kuran’ın kadınların giyimiyle alakalı 3 ayeti de, diğer izahlar da ortadadır. Hiç olmazsa kendi fikriniz içinde samimi olun, Kuran’ı çekiştirmeyin. Ayrıca şunu da belirtelim ki Kuran’da namaz kıyafeti diye ayrı bir kıyafet yoktur. Başörtüsü, peçe, çarşaf diye dinimizde bir şey olmadığına göre, elbette ki namazda da bunları giymenin bir mecburiyeti yoktur.

FUTBOL OYNAYAN ERKEKLER SEYREDİLEBİLİR Mİ?

Gelenekçiler kadınların kapanması ile ilgili bu izahları yaparken, erkekler için de Kuran’da olmayan birçok zorluk getirmişlerdir. Erkeğin diz ile göbek arasını örtmesinin farz olduğu kimi mezheplerin uydurmasıdır. Gerçi Peygamber’in baldırının gözüktüğüne dair de hadis vardır ama, bazı mezhep imamları öbür hadisi beğenip erkeğin baldırı ile dizinin arası gözükemez demişlerdir. Üstelik erkeklerin birbirinin diz ile göbek arasına bakmasının da haram olduğuna kanaat getirilmiştir. Bu izaha göre futbol, basketbol gibi erkeklerin şortla oynadığı oyunları da seyretmek haram olur. Türkiye’de yaygın olan Hanefi mezhebinin koyu savunucusu televizyonlar, kendi mezheplerine göre haram olmasına rağmen; futbol, basketbol gibi sporların maçlarını hiç çekinmeden göstermektedirler. Bu da bizce bu grupların kendi inançlarında ne kadar samimi olduklarının bir göstergesidir! Erkeklerin sarı ve kırmızı giyemeyeceği de yine mezheplerin İslam’ının uydurmalarından birisidir. (Bakın Müslim libas 27 ve Mişkat 2/1247) Erkeklerin parlak olanlarının peçe giymesi gerektiği izahı da gelenekçi eserlerdeki bir izahtır. Sakal konusunda yapılan izahlar ise tam bir felakettir. Diyebiliriz ki kadında nasıl başörtüsü uydurma bir dîni sembole dönüştürülmüşse, erkekte bu sembolün bir karşılığı varsa o da sakaldır.

Sakal bırakmak sünnet, başörtüsü farzdır izahları yapılabilir, ama sakalı bırakmaya sünnet diyenler garip bir mantıkla kesmeye haram demişlerdir. Türkiye’ye hakim olan en büyük mezhep Hanefiliğe ve diğer mezhepler Maliki’ye, Hanbeli’ye göre sakalı kesmek haram görülmüştür. (Halil Günenç, İslam’da Kılık Kıyafet ve Örtünme sf:177) Tabi ki diğer uydurmalar gibi erkeklerin sakal bırakması gerektiğine dair bir izah Kuran’da yer almaz. Fakat mezheplerin İslam’ını savunanlar: “Allah sakal çıkarıyor, sen kesiyorsun. Sonra Allah yine sakal çıkarıyor, sen Allah’la savaşıp bir daha kesiyorsun…” gibi enteresan açıklamalarla sakalı kesmenin, Allah’la savaşmak anlamına geldiğini halka anlatmaktadırlar. Allah’a şükür ki Allah kitabı Kuran’da her türlü detayı verdi ve böyle saçma uygulamaları savunan fıkıh ve hadis kitaplarına bizi muhtaç etmedi. Ne mutlu Kuran’ın yeterliliğini anlayanlara. Ne mutlu Kuran’a güvenenlere.

Kendilerine okunmakta olan kitabı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu?

29-Ankebut Suresi 51

Kaynak: http://www.kurandakidin.net/bolumler/22-basortusu-ve-kapanma.asp

Biz Kadınları Hiç Sevmedik!

Genel Yorum Yok »

Dr. Eray AYBAR’ın dikkate değer yazısı.

Biz KADINLARI hiç sevmedik!
Saçlarını sevdik hele birde sarışınsa daha çok sevdik…
Ağızlarını sevdik hele birde şehvetli ve dolgun ise daha çok sevdik…
Göğüslerini sevdik…
Bacaklarını sevdik hele birde sütun gibiyse bayıldık…
Kalçalarını sevdik…
Gerçekten güzel vücutlu ve “çıtırsa” daha çok sevdik…

Yolda, arabada, televizyonda, internette onlara hep “baktık”…
Her yerlerine iyice ve dikkatle! Baktık…
Pekiyi görememiş olacağız ki bir daha baktık…
Bir daha ve bir daha…

Kadınların her yerlerine baktık ama GÖZLERİNE ya hiç bakmadık ya da baktığımızda çok GEÇ olmuştu…
Biz kadınlara çok dokunduk! Onlar istese de istemese de dokunduk…
Son yıllarda dini motiflerden güç bulanlarımız oldu..

Eh yozlaşan toplum ve geç gelen adalet olunca da 13–14 yaşındaki ÇOCUKLARA bile dokunmaya başladık! SAPIK damgası yemeyi göze alanlar bile şaşırdı çünkü SAPIK diye haykıran ne kadar azdı! Kimimiz “araştırmacı” oldu icraata geçemedi! Onlar CD ve DVD ler ile idare etti! Hatta SAPIKLARA tepki bile gösterdi… ya onlar ne yaptı? Gerçek dünyada namuslu olanlar sanal dünyada bu çocukları aradı… Aradı. .ve hep buldu!

Kadınlara “dokunmada” dünya sıralamasında üst yerlere geldik…2009 itibariyle rakamlar oldukça “umut verici”.
% 40 ını SÜREKLİ DÖVDÜK…
%45 ine DUYGUSAL ŞİDDET uyguladık (küfür, hakaret, küçük düşürme)…
%16 sına ZORLA SAHİP OLDUK…
ve olmaya devam ediyoruz…
Tüm bunlara maruz kalan HER 3 kadından biri İNTİHARA kalkıştı ama biz hiç oralı olmadık…(bize ne değil mi? Fener ya da CimBom maç kaybedince çok üzüldük ama kadınlar söz konusu olunca pek oralı olmadık)
% 9 una daha MASUM BİRER ÇOCUKKEN bile dokunduk…
Ama hep SUSTULAR… çünkü konuşsalar kimse inanmazdı…” kim bilir neler yaptın ki sana tacizde ya da tecavüzde bulundu AMCAN ya da KOMŞUN” bu da sana DERS olsun… ama bu DERS o kadar acıdır ki biz ERKEKLER bilemeyiz… Bizlere sorduklarında %25 imiz “bazı durumlarda KADIN DÖVÜLÜR” demeyi doğal bir şey gibi dile getirdik… İSLAMİ ÖĞRETİ yalanları ile KADINLARI ve KIZLARI bizlerin KÖLESİ yapmaya başladık ve bu çabalar sonuçlarını vermeye başladı… Artık kadınlar o bildiğiniz kadınlar değil! % 51 i erkekler ile tartışmayı bile “saygısızlık” sanıyor artık…%36 sı kendisi para kazansa bile parasını nasıl harcayacağına karar veremeyeceğine inanmış… ya da inanmak zorunda kalmış…% 52 si “erkek kadından sorumludur” diyecek kadar kadınlığını unutmuş… ya da unutturulmuş. ..% 49 u “erkek ne zaman isterse bana sahip olabilir benim itiraz hakkım olamaz” diyecek konuma gelmiş ya da getirilmiş…

Kabul edelim biz kadınları KULLANMAYI çok sevdik…evde, işte,siyasette,okulda kısacası her yerde…Parti kongrelerinde sözde liderler konuşurken arka fonda 3-4 kadın vardı hep…Onlardan VİTRİN yaptık…İMAJ yaptık…başörtü lü,normal türbanlı,modern türbanlı ve türbansız….Parti çalışmalarında kapı kapı dolaşanlar hep KADINLARDI.. koşturan ve çabalayan hep KADINLARDI.. .Miting olduğu zaman onları ön sıralara toplayıp KARANFİLLER attık üzerlerine ve iki lafın birinde anam,bacım edebiyatı yaptık….ama “ANANI DA AL GİT” demek bize daha çok yakıştı! “Cennet anaların ayakları altında” diye diye büyütüldük… ama ANALARI hep ayaklarımız altında ÇİĞNEDİK… EZDİK. ..TEPİKLEDİK…14 şubat sevgililer günü ya da Anneler Gününde bir kaç saat ara verdik! Ama sonra yine ezmeye devam ettik… İş verirken bile onları hep düşündük! İş yerinde gözümüz gönlümüz açılsın ya da malum niyetler ile BAYAN ELEMAN ARANIYOR ilanı vermeyi çok sevdik…2009 Türkiyesinde KADIN olmanın ne kadar zor olduğunu biz erkekler bilemeyiz…
Çünkü artık KONUŞMUYORLAR. …KONUŞAMIYORLAR… KONUŞTURULMUYORLAR… islam dinini sömüren ve kullanan KARANLIK ZİHNİYET kendi kadınlarını yetiştiriyor. ..susan,itaat eden ve kaybolmuş kadınlar…kızlar. ..hatta çocuklar..Arada VİZYON ya da İMAJ için ortaya “sürülen” kadınlara bakmayın siz..onlarda biliyor “kullanıldıklarını” ama artık düzen kurulmuş…

Bu ülkenin kurucusu ATATÜRK 1930 lu yıllarda Türk kadınına dünyadaki birçok çağdaş ülkeden önceden hak ettiği HAKLARI verdiğinde umutlanmıştık. .Çünkü o ATATÜRKTÜ… Kurtuluş Savaşında bebeğinin kundağında mermi taşıyan anayı ya da cephede erkeği ile göğüs göğüse savaşan bacısını unutmadı… İhanet etmedi… Ama BİZ ihanet ettik! Türkiye Nereye Gidiyor? Diye soruyor herkes birbirine…

Cevap ne kadarda açık değil mi? Türkiye hızla ve şevkle KARANLIĞA gidiyor…
Hatta KOŞUYOR…
Çünkü YARATILMIŞLARIN YARISI olan KADIN YOK OLUYOR!
Benim anam, bacım, sevgilim, kızım YOK OLUYOR.

Kadını YOK OLAN ülkenin gideceği yol bellidir…KARANLIK ve ONURSUZ bir gelecek….Bu işi PLANLI yürütenler İSLAMİ motifler ya da örnekler ile KADININ İKİNCİ SINIF KONUMA gelmesini doğal karşılamamızı bekliyorlar. ..Bu işe KURANI KERİMİ ortak koşmaları ne acı…mesela miras hukuku…erkek çocuğa 2 pay..kız çocuğa 1 pay…ya da kadının erkeğe İTAAT etmesini empoze eden garip ayet ya da sureler…belli ki burada büyük bir istismar var…Çünkü tüm alemi yaratan ALLAHIN kendi yarattığını aşağılaması söz konusu bile olamaz…Kuran’ı kendi amaçları için yorumlayanlar KADINI ikinci plana atmayı çok seviyor olabilir ama Biz hiç sevmedik…Şunu o kalın kafanıza sokun….

KADIN=ERKEK. …
ERKEK=KADIN dır…
Bazı konularda kadın bazı konularda erkek ÜSTÜN olabilir… Ama tüm bu zayıf ve üstün yönleri bir arada düşündüğünüzde tek bir gerçek var;
KADIN=ERKEK. …
ERKEK=KADIN. …
Bu GERÇEĞİ kabul etmemek bize her zaman kaybettirecek ve kaybettiriyor. .

8 MART KADINLAR GÜNÜYMÜŞ ! KADINI olmayan ülkenin kadınlar günü olmaz… Kutlanmaz. Burada yazılanlar size ters geldi ise vah benim ülkeme… Çünkü “sizler” sayesinde sonumuz gelecek.
KADIN benim diğer yarım ve benim diğer yarımdan vaz geçmeye niyetim yok…
Türkiye Ne zaman kurtulur?

Ülkenin üniter, ulus ve LAİK devlet yapısına inanan ve SAHİP çıkan 550 milletvekilinin YARISI ÇAĞDAŞ TÜRK kadını olduğu zaman bu ülke KURTULUR.Yani 550 vekilin yarısının KADIN olmasını isteyen MİLLİ İRADE..seçmen. .oy kullanan..sen ve ben. Buna karşı çıkanlar o KALIN KAFALARINA soksunlar bu gerçeği. Türk Kadını benim diğer yarımdır ve ben TAM olmak istiyorum… Çünkü onlara İHANET EDEMEM… Tüm bunlara yürekten inanmıyorsanız lütfen “sözde” sevdiğim kadın dediğiniz kadına
“SENİ SEVİYORUM” demeyin…
Çünkü çok komik ve acınası oluyorsunuz. …
LÜTFEN artık kadınların GÖZLERİNE ve BEYİNLERİNE bakmaya başlayın…
Türk Kadını ve erkeğinin daha aydınlık günlerde yaşaması dileklerim ile arz ederim.

Dr. Eray AYBAR

Papağanlarda Vücut Dili

Genel Yorum Yok »

uyuyan_konur
Agresiflik İşaretleri

-Bütün vücuttaki tüyleri kabartma(daha iri ve daha tehlikeli görünme çabasıdır)
-Tek ayağı öne doğru kaldırma
-Göz irislerini sürekli açıp kapatmak
-Tepeli türlerde tepesini kabartmak(aynı zamanda heyecanın da belirtisidir)
-Gagayı birbirine vurarak sert bir ‘çıt’ sesi çıkartmak
-Daha çok amazon türlerinde kuyruk tüylerini yelpaze gibi açmak
-Kanatları yarım veya tam olarak açmak
-Gagayı hafif aralamak
-Göz bebeğini kısmak
-Sırt üstü yere yatmak (bazı türlerde öleceğini düşünerek alacağı son pozisyondur, hayatı pahasına kendisini savunacağından son derece dikkatli olmak gerekmektedir)
-Kafayı aşağı doğru eğerek yan bakmak
-Hırlamak

Korku işaretleri

-Boynu yukarıya doğru uzatmak
-Sırt üstü yere yatmak (bazı türlerde öleceğini düşünerek alacağı son pozisyondur, hayatı pahasına kendisini savunacağından son derece dikkatli olmak gerekmektedir)
-Hırlamak (bazen çok evcil papağanlar dahi korkunca hırlayabilir)

Uyku işaretleri

-Özellikle yanak tüylerini kabartmak
-Tek ayak üzerinde durmak
-Çok derin bir uyku olacaksa kafayı kanadın arasına sokmak
-Alt gagayı üst gagaya sürterek ‘gırç, gırç’ şeklinde ses çıkartmak

Not: Pek çok papağan türü öğle saatlerinde kestirebilir. Bu bir hastalık belirtisi olarak algılanmamalıdır.

Hastalık işaretleri

-Tüm tüyleri kabartmak
-Sürekli tek ayak üzerinde ve / veya kafes tabanında durmak
-Sürekli uyumak
-Kafayı sürekli kanadın arasında tutmak

İlgi istediğinde

-Tek bir ıslık çalmak, belli süre sonra tekrarlayarak yanıt beklemek
-Kafa kısmındaki tüyleri kabartarak kafes kenarına gelmek
-Kendi ismini tekrarlamak

Normal durumda

-Tüylerini düzeltmek
-Etrafta olan bitenle ilgilenmek
-Kafesin içerisinde tur atmak


WP Tema & Icons: N.Design Studio & Türkçe: t'infection.com
Yazılar RSS Yorumlar RSS Giriş